Özet
Ana Sayfa » Anadolu Üniversitesi AÖF » Tarih Lisans Programı » 19. Yüzyıl Türk Edebiyatı
← Ünite 5

Ünite 5: 19. Yüzyıl Mesnevileri — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

1XIX. Yüzyıl Mesnevilerinin Genel Özellikleri ve Değişim Süreci

XIX. yüzyılda mesneviler, önceki yüzyıllara kıyasla muhteva, teknik ve kurgu bakımından önemli farklılıklar ve yenilikler barındırmaktadır. Batı edebiyatındaki roman türü Türk edebiyatına girmeden önce anlatma esasına dayalı konuların işlendiği başlıca nazım şekli olan mesnevi, bu yüzyılda Tanzimat'taki romana geçiş sürecinin en kritik köprülerinden biri olmuştur. Klasik edebiyatın katı kurallarının esnetildiği bu dönemde, eserlerde gerçek kişilere yer verilmesi, gerçekçi tasvirlerin öne çıkarılması, diyalog tipi konuşmaların yoğunlaşması ve eski mazmunların yeniden yorumlanması dikkat çekmektedir.

Bu yüzyılda yazılan bazı mesnevilerde manzum ve mensur karışık yapıların kullanıldığı da görülmektedir (örneğin Bayburtlu Zihnî’nin Sergüzeştname'si). Klasik mesnevi anlayışından farklı olarak dış dünyaya ait gerçek gözlemler, toplumsal aksaklıklar ve bireysel tecrübeler eserlere yansıtılmıştır. Şairler, geleneksel mesnevi tertibinin imkânlarını sonuna kadar zorlarken, bir yandan da kendi hayat hikayelerini ve yaşadıkları coğrafi mekanları adeta birer roman malzemesi gibi işlemeye başlamışlardır.

Dönemin mesnevileri konularına göre çeşitlilik gösterir; bunlardan Keçecizade İzzet Molla’nın Gülşen-i Aşk’ı ve Yenişehirli Avnî’nin Ateşgede’si alegorik anlatımın en yetkin örnekleriyken, Mihnetkeşan ve Sergüzeştname gibi eserler siyasi taşlama ve mizah türünün zirvesini temsil eder. Ayrıca Mehmet İzzet Paşa’nın Yusuf u Züleyha’sı çift kahramanlı aşk hikayelerini devam ettirirken, Selamî ve İrşadî Baba’nın Mevlid’leri dinî içeriği, Hayrî ve Rızayî’nin eserleri ise tarihî ve gazavatname geleneklerini yaşatmıştır.

2Keçecizade İzzet Molla ve Mihnetkeşan

XIX. yüzyıl klasik Türk edebiyatının en büyük ve en dikkate değer temsilcilerinden biri olan Keçecizade İzzet Molla, özellikle Keşan’a sürgün edilişini ve bu süreçte yaşadıklarını anlattığı 4166 beyitlik devasa mesnevisi Mihnetkeşan ile tanınır. Eser, şairin bir yıllık sürgün macerasını, İstanbul’dan Keşan’a gidiş ve dönüş yolundaki durakları, başından geçen olayları hiciv ve mizahla harmanlayarak gözler önüne seren eşsiz bir belgesel niteliğindedir.

Mihnetkeşan, alışılagelen klasik mesnevi planına uygun olarak münacat, naat, dört halife ve II. Mahmud övgüsüyle başlar; ardından 'Âgâz-ı Dâstân ve Şikâyet ez-Cihân' bölümüyle asıl hikayeye geçilir. Topkapı’dan başlayıp Küçükçekmece, Büyükçekmece, Silivri, Tekirdağ üzerinden Keşan’a varan gidiş yolculuğu ile Ergene’den başlayarak Edirne, Babaeski, Çorlu üzerinden İstanbul’a dönülen güzergâh, dönemin sosyal, idari ve coğrafi yapısına tutulmuş canlı bir ayna gibidir.

Bu eseri diğer klasik mesnevilerden ayıran en büyük özelliklerden biri, metin içerisinde gazel, kaside, kıta ve rubai gibi farklı nazım şekillerine de yer verilmesidir. İzzet Molla, sürgün gerekçesini, halkın dedikodularını, karşılaştığı tipleri (örneğin çirkin sesli ve suratlı gece bekçisini) ve Türkmenli hanındaki perişanlıkları son derece gerçekçi, hatta natüralist sayılabilecek gözlemlerle aktarmıştır.

3İzzet Molla’nın Gülşen-i Aşk Mesnevisi

İzzet Molla’nın oldukça genç yaşta kaleme aldığı ilk eseri olan Gülşen-i Aşk, 300 beyitten oluşan küçük hacimli fakat derin anlamlı alegorik bir mesnevidir. Aruzun 'fe‘ilâtün mefâ‘ilün fe‘ilün' kalıbıyla yazılan eser, Şeyh Galip’in Hüsn ü Aşk’ı ile zirveye taşıdığı alegorik anlatım geleneğini takip eder ve araya yerleştirilen beş bentlik tardiye ile bubağlılığını pekiştirir.

Gülşen-i Aşk’ı geleneksel aşk mesnevilerinden ayıran en devrimci yönü, başkahramanın hayali bir figür değil, şairin kendisi (İzzet) olmasıdır. Ferhat ve Mecnun gibi efsanevi aşıklar eserde sadece yardımcı tip olarak yer alır; İzzet Molla ise kendi aşk maceralarını tasavvufi bir seyr-i süluk süreci olarak kurgular. Mevlevilik izleriyle dolu olan eserde, şairin dert pazarındaki arayışları, yılanlı vadiyi geçişi ve ejderha tarafından yutulup göğe çekilmesi gibi fantastik ve alegorik unsurlar bolca yer alır.

Eserin sonunda karşılaştığı ve pir olarak nitelendirdiği Mevlana Celalettin, İzzet’in derdine derman olur ve aşkın hakikatini açıklar. İzzet Molla, Mevlana’nın öğüdüyle özünü aşk nuru içerisinde yok eder ve sonsuzluğa ulaşır. Gülşen-i Aşk, Hüsn ü Aşk’ın tesirini taşımasının yanı sıra, şairin kendi kimliğini merkeze alan ilk gerçekçi denemelerinden biri olması bakımından edebiyat tarihimizde ayrıcalıklı bir konuma sahiptir.

4Yenişehirli Avnî ve Ateşgede Mesnevisi

Yenişehirli Avnî Bey, derviş meşrep yaratılışı, Mevleviliğe olan bağlığı ve 3000 binden fazla beyit içeren Divan’ı ile XIX. yüzyılın önemli edebiyatçılarındandır. Şairin en tanınmış ve en çok tartışılan eseri, Şeyh Galip’in Hüsn ü Aşk’ından ilham alınarak yazılmış olan ancak yarım kalan Ateşgede’dir. 'Ateşlik' veya 'ateşli yer' anlamına gelen bu mesnevi, 249 beyit ve dokuz kısa fasıldan oluşmaktadır.

Ateşgede, başından sonuna kadar ateş ve ateşi çağrıştıran kelimelerin (nar, niran, şule, kül, şem, volkan) ve kırmızı renkli nesnelerin (lal, yakut, bade, hurşit) yoğun bir şekilde kullanıldığı sembolik bir dünyadır. Şair, derviş Pervane’nin kulaktan duyduğu bir güzele aşık olmasıyla başlayan hikayeyi, Ateşabad ülkesi, gecenin karanlığı ve padişahın yaktığı büyük ateş etrafında örer. Pervane’nin ateşten kaçmak bir yana, ona kavuşmak için can atması ve ateşin içine girince oranın bir gül bahçesine dönmesi eserin temel alegorik kurgusunu oluşturur.

Eser, kâinatı kaplayan büyük bir gürültüyle ortaya çıkan 'Gayret' adlı kara adamın tasvir edildiği bölümde yarım kalmıştır. Yenişehirli Avnî Bey, Ateşgede’de Hüsn ü Aşk’ın mum ve ateş motiflerini devralarak divan şiirinin son döneminde soyut ve ateş merkezli estetiğin en görkemli örneklerinden birini sunmuş, aynı zamanda 'Mir’at-ı Cünun' adlı yarım kalmış bir başka mesneviyle de akıl hastalarını ve anormal davranışları ele almıştır.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250